Hakkımızda
Yönetim Kurulu
Basın Açıklamaları
Şube Başkanlıklarımız
Genel Başkanımızdan
Genel Bşk. Yardımcımızdan
Başkanlarımızdan
Başkanlar Kurulu
Hukukçu Gözüyle
Hukuk Köşesi
Şiir Köşesi
TÜED Kitaplar
TÜED Basın
TÜED Bülten
Linkler
Videolar

 

Anıttepe Mh. Işık Sk. 11/1
Tandoğan - Ankara
Santral: 0312 230 34 28-29-89
Fax: 0312 230 16 41-92
tued@tued.org.tr
 

Başkanlarımızdan ;

Recep ORHAN

KAZIM ERGÜN / GENEL BAŞKAN
TÜED Genel Sekreteri

GELİR VE AYLIKLARIN ARTIŞINDA FİYAT ARTIŞLARI, TEK BAŞINA KRİTER OLAMAZ

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hesaplanan ve 450 maddeyi kapsayan tüketici fiyat artışları, her ay yayınlanmaktadır. Fiyat artışlarının hesaplanmasında gerçekçi bir oran belirlenemediğinden, çıkan sonuçlar hiçbir kesimi temsil etmemektedir. Bu durumda, tüketici fiyat artışları tartışmalı olmaktadır. Örneğin, 2009 yılı tüketici fiyat artışları yüzde 6.53 olarak açıklandı. Buna hiç kimse inanmıyor.
5510 sayılı sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 55. maddesine göre gelir ve aylıklar, altı aylık tüketici fiyat artışlarına göre artırılmaktadır. 2009 yılında emekli kendi harcamalarında yüzde 15 bir artıştan etkilenirken, fiyat artışlarının yüzde 6.53 olarak hesaplanması, gelir ve aylıkların bu oranda arttırılması, bilimsel olarak da doğru bir yöntem değildir.
Peki ne yapılmalı ? Öncelikle, gerçek durumu yansıtmayan bu hesaplama yöntemi yeniden revize edilmelidir. Çalışanları ve emeklileri kapsayan yeni bir hesaplama yöntemi getirilmelidir. AB ülkelerinde, veri tabanı büyük bir kriter olarak değerlendirilmektedir. Kazançlar, giderler ve emeklilerin satınalma güçleri belli bir program dahilinde izlenmektedir. Bu ülkelerde, aile yardımı sigortası, işsizleri koruduğu gibi, emekli aylıkları yetersiz kalanların durumlarında da iyileştirme aracı olmaktadır.
Gelir ve aylıkların yetersizliğini gidermeden, Türkiye'nin AB üyeliği bir hayaldir. 19 no'lu fasıl olan "Sosyal politika ve istihdam" başlıklı müktesebat, çalışma hayatı ve sosyal güvenlik hakları açısından büyük önem taşımaktadır. AB ile kıyaslama yapıldığında, ülkemizdeki gelir ve aylıkların iyileştirilme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu açıdan, intibak büyük önem taşımaktadır. Sosyal güvenlikte oluşturulduğu iddia edilen tek çatıda kurumsal olarak bir sorun yok gibi gözükse de, haklar açısından büyük farklılıklar bulunmaktadır. Tek çatı ile yapılması gereken iyileştirmeler, bütçe yetersizlikleri bahane edilerek sürekli ertelenmiştir. Bu durum, gelir ve aylıkları yetersiz kalan işçi emeklileri açısından bir haksızlık örneği olmuştur. İşçi ve memur emeklileri arasındaki farklılıklar giderilmeli, işçi emeklilerinin yıllardır yapılmayan intibakları kanunlaştırılmalıdır. Türkiye Emekliler Derneği olarak hazırlamış olduğumuz İntibak Kanun Tasarısı sayın milletvekilleri tarafından TBMM'nin gündemine getirilmiş, bu konuda Hükümetin duyarlı davranmasını ve haklı olan bu talebimizin sonuçlanmasını bekliyoruz.
Fiyat artışları tek başına baz alınarak emekli aylıklarında iyileştirme yapılamayacağını, uygulamadan görmekteyiz. Emekli aylıklarına yapılan artışların kısa sürede eridiğini yaşamaktayız. 2009 yılında elektrik, su, ısınma ve gıda gibi zorunlu harcamalarda yüksek artışlar görülürken, emekli aylıklarındaki artışlar ise, bu giderleri karşılamaktan uzak kalmıştır. Bu artış yöntemi, emeklilerin aleyhine olmaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kununu'nun 55. maddesindeki gelir ve aylıkların artışına ilişkin maddesinin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Emekliyi korumayan ve gerçek enflasyonu yansıtmadan uzak kalan TÜFE artışları yeniden revize edilmeli ve sağlıklı bir yöntem bulunmalıdır.
Gelir ve aylıkların yüzde 80'i açlık, tamamının ise yoksulluk sınırının altında kalması, emeklilerin ekonomik sıkıntı içerisinde olduklarını göstermektedir. Hükümet yeni bir çalışma başlatmalı ve Türkiye Emekliler Derneği'nin görüş ve önerilerinden yararlanmalıdır. 2010 yılında atılan adımların daha da geliştirilmesini ve emeklilerin yüzünü güldürecek kararların alınmasını bekliyoruz.
Bu ülke bizim. Yıllardır çalışarak emeklilik gibi kutsal bir hakka kavuştuk. Sosyal devlet ve sosyal güvenlik, emeklisini mutlu eden devlettir. Ülkeyi yönetenlerin bu duyarlılığı göstermelerini ve emeklinin sesine kulak vermelerini bekliyoruz.
Türkiye Emekliler Derneği olarak, tabanımızdan gelen talepleri rapor ederek, Hükümetin gündemine taşıyoruz. Emeklisini mutlu eden devletler, örnek alınan ülkeler olarak tarihteki yerlerini almaktadırlar. Türkiye olarak, bunu en fazlasıyla hak ediyoruz.

 

 

Ömer KURNAZ

KAZIM ERGÜN / GENEL BAŞKAN
TÜED Genel Mali Sekreteri

SOSYAL GÜVENLİKTE EŞİTLİK NEREDE ?

Anayasamız, sosyal güvenliği en temel haklardan birisi olarak değerlendirmektedir. Anayasamızın 60. maddesi, çalışanlara ve emeklilere sosyal güvenliğin sağlanması için devlete de önemli görevler yüklemektedir.
Ülkemiz, sosyal güvenlik konusunda yeteri kadar deneyim ve birikime sahip bir ülkedir. Özellikle,  SSK kapsam ve uygulama açısından 50 yıllık bir geçmişi geride bırakmıştır. Bu birikim yanında tam bir istikrar sağlanamamış, sosyal güvenlik mevzuatının sık sık değiştirilmesi ve nimet/külfet dengesinin tam olarak sağlanamaması sonucunda, bugünkü eşit olmayan uygulamalar ve farklı aylık ödemeleri birer haksızlık örneği olarak karşımıza çıkmıştır. 
Avrupa Birliği ülkelerinin tamamında primli sisteme devlet katkısı bulunmaktadır. Milli gelirden en büyük pay da, sosyal harcamalara ayrılmaktadır. Ülkemizde böylesine kurumsallaşmış bir sistem yok.  Ülkemizdeki uygulama,  sosyal güvenlik sistemi açık verdiğinde genelde bütçeden destek olunmaktadır.
Sosyal güvenlik kuruluşlarına bütçeden yapılan transferler milli gelirin yüzde 4’üne varması karşısında yeni bir arayışa gidilmiş, aktif sigortalı sayısında yeterince artış olmaması sonucu mevcut çalışanların ve emeklilerin haklarında kısıtlama yolu tercih edilmiştir.
Sistemin işleyişine bakıldığında, özellikle emekli, dul ve yetimlere ödenen aylıklar yetersiz kalınca, bu kesime yönelik iyileştirme talepleri karşılıksız kalmaktadır. Geçmişte yapılmayan “intibak”lar sonucu, uzun süredir işçi emeklileri cezalandırılmaktadır. Katsayı ve gösterge sisteminin kaldırılması sonucu, 2000 yılı sonrası dönemlerde, işçilerden kesilen prim artışlarının işçi emeklilerinin aylıklarına yansıtılması uygulamasına son verildiğinden, bu süreç ile birlikte işçi emeklisi aylıkları reel olarak küçülmüştür. Emekli Sandığı kapsamında olan emeklilere ise, katsayı ve gösterge sistemine göre memurların aylıklarında yapılan artışlar, memur emeklilerine de yansıtılmaktadır. Memur emeklileri çalışanlar gibi korunurken, işçi emeklileri ise korumasız bir sistem olan “aylık tüfe“ye mahkum edilmiştir.
Bir diğer haksızlık örneği de, 2000 sonrası süreçte işçilerden kesilen primlere güncelleştirme yapılarken, yılsonunda fiyat artışlarıyla birlikte refah payı yansıtılırken, işçi emeklilerinin aylıklarına yalnızca enflasyon artışının yapılması, sistemin kendi içindeki eşitsizliğini göstermektedir.
Bu tabloyu düzeltmek amacıyla getirilen tek çatı ise geçmişe değil geleceğe bakan bir yaklaşım ile kurgulanmaktadır. Peki sormak gerekir, mevcut emekli aylıklarında eşitlik sağlanmayacaksa, farklılıklar aynen sürdürülecekse tek çatıya ne gerek var ?
İşçi emeklisi, dul ve yetimler bu soruyu soruyor? İşçi ve memur taban aylıklarında eşitliği sağlamayan tek çatı ile SSK’nın hastanelerine, primlerine ve mal varlıklıklarına göz dikilmiş, memurları ve onların emeklilerini koruyan bir tercih yapılmıştır. İ şçi emeklisi, dul ve yetimleri, bu haksızlıkları yakından izliyor. Hastanelerdeki farklılıkları ve kuyrukları, ilaçlardaki belirsizlikleri ve katkı paylarını bir eşitsizlik örneği olarak gören işçi emeklileri, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nın tek çatının temel ilkesi olan eşitlik üzerine göre kurgulanmasını ve tüm emeklilere eşit gözle bakılmasını bekliyor.   

 

 

Enver AĞCAKALE

KAZIM ERGÜN / GENEL BAŞKAN
TÜED Genel Eğitim ve Teşkilatlanma Sekreteri

SENDİKA HAKKI

Ülkemizde sendikaların gerçek anlamda kimlik kazandıkları dönem, 1961 Anayasası ile başlamıştır. 1963 yılında yürürlüğe giren 274 Sayılı Sendikalar Kanunu, 275 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu ile işkolu ve işyeri toplu iş sözleşmeleriyle işyerlerinde ücret ve sosyal haklarda eşitlik sağlanmıştır. Bu sürecin ilk 17 yılında çalışanlar ve çalıştıranlar uyumlu bir şekilde işçi ve işveren ilişkilerinde güven oluşturmuşlar, çalışma hayatında sosyal barışın güvencesi olmuşlardır. Bu nedenle, sendikaların güçlü oldukları dönemlerde, sosyal haklar ve sosyal barış da aynı paralelde gelişmiş ve toplumun sigortası olmuşlardır.
1980 sonrası dönemde ise, 1961 Anayasası ve o dönemdeki Sendikalar Kanunu, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu'ndan farklı olarak yeni bir endüstri ilişkileri dönemi başlamıştır. 1980 yılında 2.5 milyon olan sendikalı işçi sayısı en iyimser tahminle bugün 800 bine kadar gerilemiştir. Yürürlükte olan sendikalar, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu temel olarak sendika özgürlüğünü riske eden bir sistematik içermektedir. İşkolu ve işyeri barajları sistemin uygulama alanını daraltmış, işletme ve işyerlerinin büyük bölümü toplu iş sözleşmesi hakkından yoksun bırakılmıştır.
İşkolu toplu iş sözleşmelerinin olmaması, kapsamı daraltan en büyük boşluk olarak dikkat çekmiştir. Yürürlükteki mevzuata göre, işletme ve işyeri toplu iş sözleşmesi yapıldığından, en büyük eksiklik burada yaşanmaktadır. Bu açıdan değişiklikleri gündemde olan sendikal haklar ve toplu iş sözleşmeleriyle ilgili yeni değerlendirmelerde toplu iş sözleşmelerinin yaygınlaştırılmasını öngörecek yeni hükümlerin getirilmesi, kay kaybına uğrayan sendikalar açısından büyük önem taşımaktadır.
2010 yılında yapılan Anayasadaki değişikliklerde uluslararası normların paralelinde değişiklikler yapılacağı konusu da gündemdeki yerini korumaktadır. Memurlar açısından toplu sözleşme hakkı getirilmiş, aynı hakların memur emeklilerine de teşmil edileceği hüküm altına alınmıştır.
Çalışanlar ve emekliler açısından eşitliğin sağlanması için aynı uygulamaların emeklilerin tümünü karşılaması hedeflenmelidir. Hükümetin, memur emeklilerine toplu sözleşmeyle elde edilen haklardan işçi ve Bağ-Kur emeklilerini yoksun bırakması durumunda, yeni bir eşitsizliği ortaya çıkacaktır. Bu gerekçeyle, emeklilere bir bütün bakılmalı, sosyal güvenlikteki tek çatı hedefine aykırı uygulamalar yapılmamalıdır.
Bu hedefe ulaşmanın tek yolu, tüm emeklilere sendika hakkının tanınmasından geçmektedir. Sendika hakkı, emeklilere toplu sözleşme sağlayacağından büyük bir fırsattır. Emeklilerin sendika hakkına sahip olması durumunda taleplerini daha sağlıklı sunacak, sosyal diyalog ile olumlu sonuçlara varılacaktır. Emeklilerin toplu sözleşme hakkına sahip olması, ekonomik haklarda eşitlik sağlanması açısından bir fırsat oluşturacaktır.
Bu gerekçelerle, Türkiye Emekliler Derneği'nin adının Türkiye Emekliler Sendikası olarak değiştirilmesini talep ediyoruz. Bu değişiklik yapıldığında, ülkemizde demokrasi çıtası yükselecek, sendikal haklarda bir bütünlük sağlanacaktır.

© copyright 2007 webdesign: merdiven reklam tanıtım